ORDU, SOSYAL BELEDİYECİLİKTE TÜRKİYE’YE ÖRNEK

Değerli arkadaşlar, Hayrettin Karaman Hoca’nın Modernite Müminler adlı makalesini ve İsmail Aydoğan Bey’in karşı yazısını okudum.
Hayrettin Hoca’nın akranları ‘ne üretilirse Batı’da üretilir’, ‘onlar üretmişse olması gereken budur’ gibi bir anlayışla moderniteye tam teslim olmuşlardır. Onların bir kısmının, ‘bu benim inancıma göre nedir’ demek gibi bir dertleri olmamıştır. Bunlara Cemil Meriç ‘Tanzimat aydınları’ diyor.
O dönemi yaşamış (Hoca da dahil) pek çok İslam bilgini de üretimi yine Batı’nın yapabileceğine teslim olmakla beraber seçici davranmışlar ve ‘İSLAM’a daha yakın’ olanını aramışlardır. Falan falan sistem her şeyiyle İslam’a aykırıdır, filan daha uygundur, demek gibi. Abdülhamit ‘e karşı meşrutiyeti Islam’a daha yakın bulmaları gibi.
Kendim de dahil, İsmail Aydoğan Bey gibi bizim neslin bilginleri ise,
1- Her türlü üretimin sadece Batı tarafından yapılabileceği gibi Tanzimat aydınlarının aşağılık kompleksinden çoktan sıyrılmışız ve Hamdolsun herbirimiz kendi alanımızda Batı ile yarışacak şekilde üretime başlamışızdır.
2- Üretilen her şeyin, üretildiği kültürün rengini, desenini ve kokusunu taşıdığını artık çok iyi biliyoruz. O yüzden ‘başkasının’ ürettiği düşünce, bilim, anlayış ve yaklaşımın hiç bir yönden asla masum olamayacağını da biliyoruz.
3- Üretilen düşünce, bilim, anlayış ve yaklaşımları aynen almak değil, analiz ederek belki bizim üretimimizde ‘hammadde olarak’ kullanmak üzere onu da yanımızda bulundururuz. Bu, onları tamamen yok sayma hakkımızın olmayışındandır. Ama üretimi, dünya görüşümüzün ölçütlerine göre muhakkak bizim yapmamız gerekir.
4- Fikri, felsefi ya da bilimsel sistemler, üretenler tarafından kendi içlerinde geliştirilmeye açık olmakla beraber her şeyiyle tamamlanmış, olmuş bitmiş ‘yapılardır’. Bunların bir ‘içselleştirdikleri’, bir de ‘dışarıda bıraktıkları’ vardır. Dışarıdakiler artık tamamen dışarıdadır ve artık onlar ‘başkasıdır’. Dışarıda bırakılanlar, aşağılık kompleksiyle onları güya değerlendirip kendilerinden sayma ya da kendilerine yakın görme (tersi de olabilir) gibi aymazlığa düşseler dahi, bunlarıki beyhude bir çırpınıştır. O almak ya da olmak istedikleri sistem asla onların düşündüğü gibi olmaz. Onlar sadece kendilerini aldatırlar, avuturlar, uyuturlar.
Hayrettin Hoca’nın ‘İslami demokrasi’, Faruki’nin ‘bilginin Islamileştirilmesi’, bugünkü eğitim sisteminin ‘milli eğitim’ olarak isimlendirilmesi bu tarz bir ruh halinin dışa vurumudur.
5- Biz artık ‘düşünceyi’ ‘bilgiyi’, ‘bilimi’ ve ‘sistemleri’ kendi ölçütlerimize göre kendimiz üretmemiz, o sorumlulukla hareket etmemiz gerektiğinin farkındayız. Çalışmalarımız da bu yönde ilerlemektedir.
O yüzden İsmail Bey’in, Hayrettin Karaman Hoca karşısındaki edepli ama dik duran tavrını aynen benimsiyor, kendilerini tebrik ve takdir ediyorum.
Her ikisine de sizlere de selam ve dualar

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Latest Comments

Görüntülenecek bir yorum yok.