(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-7247401377424993", enable_page_level_ads: true });
Yazı Detayı
12 Nisan 2018 - Perşembe 11:42 Bu yazı 340 kez okundu
 
BUGÜN 31 MART (OKUNMASI DİLEĞİYLE )
Mehmet Ali Aydın
 
 

“Gündeminizi siz belirlemezseniz, belirlenen gündem içinde yuvarlanır gidersiniz.”
Aslında yukardaki tarihe bakıp aldanmamak gerek. Tarihimize 31 Mart Vakası olarak geçen ve Miladi takvime göre 13 Nisan 1909 da gerçekleşen olay Rumi takvime göre 31 Mar günü gerçekleştiği için bu adla anılır.
Aslında millet olarak tarihle çok alakamız olmaması hasebiyle tarihimizde cereyan eden ve günümüze kadar geçen olaylara ışık tutan ve kaynaklık eden pek çok şeyi görmeyiz, bilmeyiz ve hatırlamayız.
Tek parti dönemini anlamak için öncelikle 31 Mart olayını, öncesini ve sonrasını iyi bilmek ve yorumlamak durumundayız. 31 Mart aslında koca bir devletin yıkılış fermanının yazıldığı tarihtir. Bu tarihten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, devleti 33 yıl ayakta tutan II. Abdülhamit tahttan indirilecek, daha sonraki yıllarda yaşanan olaylar, onun ne kadar büyük bir hükümdar olduğunu gösterecektir.
Onu sevenlerin değil, tahttan indirenlerin bile ne büyük bir hata ettiklerini itiraf etmelerine neden olacak bir olaydır. Onun “Hal” edenlerin, 5 milyon km kare olarak devraldıkları vatan topraklarını 780 bin km kareye indiriliş hikayesinin giriş bölümü 31 Mart olayıdır.
Bugün 780 km kare ile övünenlerin atalarının iktidar hırsı, bugün Ortadoğu, Balkanlar, Kuzey Afrika, Arabistan Yarımadası ve coğrafyamızda yaşanan hazin olayların müsebbibidirler.
Günümüzü anlamak için önce 31 Mart’a nasıl gelindi, 31 Mart’ta neler oldu ve sonrasında ki gelişmeleri iyi öğrenmemiz ve anlamamız gerekir. Yoksa “havanda su dövmeye” devam eder, kısır çekişmeler içinde boğulur gideriz. Günümüzde ki yaşanan çekişmelerin temeli 31 Mart’ta atılmış. Tek parti döneminde yaşanan bütün anti demokratik olaylar 31 Mart’tan miras kalmıştır. O dönem taklit edilmiştir.
Masonik bir yapılanma olan İttihatçıların Makedonya’da dağa çıkıp isyan etmeleri, pek çok faili meçhul cinayet işlemeleri ve Enver ve Niyazi Beylerin Balkan çapulcuları ile birleşip devleti felakete sürüklemeye başlamaları üzerine II. Abdülhamit baskılara dayanamamış ve 23 Temmuz 1908 tarihinde ikinci defa meşrutiyeti ilan etmek zorunda kalmıştır.
Yapılan seçimlerin tek parti döneminden pek farkı yoktur ve kahir ekseriyetle seçimin galibi Meşrutiyeti ilan ettiren İttihat ve Terakki cemiyetinin adayları olmuştur. Yaptıkları uygulamalar ve muhaliflere uyguladıkları baskılar, basını susturma çabaları kısa sürede karşılarında güçlü bir muhalefetin oluşmasına yol açmıştır.
Bunların başında da II. Abdülhamit Han’ın yeğeni Prens Sabahattin denilen İngiliz beslemesi hain yer almaktadır. Dayısına olan kini ve nefreti gözünü kör eden bu hain, sürgünde ölen babası Mahmut Paşa’nın katili olarak dayısını görecek kadar gözünü kan bürüyen bir millet düşmanıdır aynı zamanda.
İttihat ve Terakki ileri gelenleri de muhaliflerini susturmak için, İstibdat yönetimi uyguladığını söyledikleri Abdülhamit’ten daha istibdat bir yönetim uygulamış, muhaliflerini kurdukları “teşkilat-ı Mahsusa” adını verdikleri eşkıya teşkilatı ile bir bir ortadan kaldırmaktan çekinmemiştir. Bundan pek çok siyaset adamı, gazeteci ve masum insan payını almış, koca şehirde milletin gözü önünde faili meçhul gitmişlerdir.
7 Nisan 1909 da Galata köprüsünde Serbesti gazetesi baş yazarı Hasan Fehmi, Talat Paşa’nın emri ile İttihat ve Terakki’nin silahşoru Mülazım Abdülkadir tarafından katledilir. Sebebi İttihat ve Terakki hakkında sert muhalif yazılar yazması. Aynı şekilde muhalif olmaktan ve İttihatçıların yolsuzlukları ve hırsızlıklarını yazmaktan başka günahı olmayan Ahmet Samim ve Zeki Beyde faili meçhul gitmekten kurtulamamışlardır.
Hasan Fehmi’nin cenazesi muhaliflerin gövde gösterisine dönüşmüş ve cenazeye 50 bin kişi katılmıştır. Sultan Ahmet Camii’n de kılınan cenaze namazı yalnız Hasan Fehmi’nin cenaze namazı değil aynı zamanda Meşruti demokrasinin de cenaze namazı olmuştur.
(Ahmet Samim Bey’e cenaze merasimi bile çok görülmüş, cenazesi kaçırılarak İttihatçılar tarafından yeni bir nümayişe meydan vermemek için gizlice gömülmüştür.)
Bu olaydan kısa bir süre sonra 13 Nisan sabahı Avcı Taburları İttihat ve Terakki iktidarına karşı İstanbul’da ayaklanmış ve artık Osmanlı Devleti yıkılışına doğru sürüklendiği karanlık tünele girmiştir. Bu ayaklanmanın da ilk kurbanı askerlere: “Nereye gidiyorsunuz? Derhal birliğinize dönünüz…” diyen Trabzonlu Mülazım İlyas olmuştur.
İsyan kısa sürede Payitahta yayılmış, asiler önlerine çıkan kim olursa olsun kurşun yağmuruna tutmuşlardır. İsyancı asilere İttihat ve Terakki’ye muhalif olan, medrese talebeleri, din adamları, memurlar, halk ve çapulcularda katılmıştır.
İsyanın elebaşılığını Volkan gazetesi sahibi Kıbrıslı Derviş Vahdeti yapıyor, perde arkasında ise hain Prens Sabahattin ve İngiliz Kâmil namı ile tanınan eski sadrazamlardan Kâmil Paşa bulunuyordu. Gerçekte ise isyanın arkasında ki güç İngiltere idi, onlarsa sadece birer kukla. Çünkü İttihat ve Terakki ileri gelenleri Osmanlı Devleti’ni Almanya tarafına doğru götürüyordu. Bu da İngilizlerin çıkarlarına ters düşüyordu.
Sultan Abdülhamit’in ayaklanma ile uzaktan, yakından bir alakası yoktu. Olaylar üzerine kendisine İsyanın bastırılması için bir şeyler yapması gerektiği söylendiğinde “Müslümanın Müslümanı kırmasına razı olamam” diye cevap vermişti. Ve “Ben artık suyu akışına bırakıyorum, ne olacaksa olsun” dediği rivayet edilir. Artık saltanatının sonuna geldiğini o da anlamıştı.
Ayaklanma çıkınca ittihatçıların ileri gelenleri de korkularından ne yapacaklarını şaşırmış, kuyruğunu kıstıran, canının derdine düşen İstanbul’dan kaçmanın yollarını aramaya başlamış ve kaçmışlardır da. Bir gün önce Koca devlete hükmedenler, bir gün sonra canlarının derdine düşmüşlerdir.
İsyan bastırılmak üzere İttihat ve Terakki’nin merkezi olan Selanik’te “Hareket Ordusu” adı ile bir ordu kurulummuş, kısa sürede İstanbul’a gelen bu ordu, şehirde kontrolü sağlamış, Enver Paşa komutasında ki birlikler Yıldız Sarayını işgal etmişlerdi. 33 yıl koca bir devlete hükmeden Abdülhamit’in kaderi İttihatçıların iki dudağı arasına kalmıştı. 
Onlarda gerekeni yapmışlar ve Abdülhamit Hanı Meclisin çoğunluk kararı ile tahtan indirilmesine karar verilmiştir. Muhalefet etmek isteyenler de Talat Bey tarafından susturulmuş, bu karara sadece Yunan Yogiadis Efendi karşı çıkma cesareti gösterilmiştir. 
Meclisin kararını Abdülhamit Han’a tebliğ etmeye de Arnavut Esat Toptani, Ermeni Aram Efendi, Yahudi Emanuel Karassu ve Gürcü Arif Hikmet Paşa görevlendirilmiştir. Bunların hiçbiri Türk olmadığı gibi ayrıca hepsi de Masondu. Hayatını İslam davasına adayan ve Yahudilerin Filistin’de bir devlet kurmasına hayatı pahasına direnen bir hükümdarı Yahudi uşakları tahtından uzaklaştırıyordu. 
Ayrıca Ulu Hakan hakkında akıl almaz dedikodular ve iftiralarda cabası. Tahta bulunduğu müddet zarfında ülkesinin gelişmesi için pek çok yeniliğe imza atan, ilkleri Osmanlı ülkesine getiren Ulu Hakanla ilgili atılan iftiralar, söylenilen yalanların haddi hesabı yoktu. Hatta yalan söyleyenler kendi yalanlarına inanacak kadar Abdülhamit düşmanı kesilmişlerdi. Abdullah Cevdet adlı gazeteci:” Sultan Hamit aleyhine yüz yalan uydurdum, birine ben de inandım. O da Harbiye talebelerinin ayağına taş bağlanıp Sarayburnu’ndan denize atılması idi” derken bunun en güzel itirafını yapıyordu.
31 Mart olayından sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti (Çetesi) memleketi Abdülhamit’e rahmet okutacak bir istibdat dönemi ile yönetmiş. Gittikçe güçlenen muhalefeti yok etmek için tarihe “sopalı seçim” olarak geçen ve karşılarında yer alan İtilafçıların kazanma ihtimali olan yerlerdeki sandıkların kaçırılması, parçalanması ve yakılması olaylarının yaşandığı seçimi İttihatçılar kahir ekseriyetle kazandılar.
Bu tarihten sonra olaylar birbiri ardınca gelişmiş, önce Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, İç isyanlar ve sonunda 1.Dünya savası ve Osmanlının sonu. Bütün bunlar 10 yıl gibi kısa bir süre içinde yaşanmış, İttihatçıların beceriksizliği, makam ve mevki hırsı, iş bilmezliği ve devlet yönetme tecrübesinden yoksun oluşları koca bir devletin sonunu getirmiştir. Onların faturasını ödemekte bu millete kalmıştır.
Unutulmamalıdır ki, kimsenin yaptığı yanına kalmıyor. İttihat ve Terakkinin üç önemli adamı Enver, Talat ve Cemal Paşalar da yaptıklarının karşılığını görmüş ve emperyalistlerin emelleri doğrultusunda binlerce insanın kanına giren bu katillerin her biri başka başka diyarlarda geberip girmişlerdir. Enver Paşa 1922 yılında Türkistan’da Ruslarla giriştiği çatışmada, Talat Paşa kaçtığı Berlin’de 1921 yılında Sogomon Tehliryan tarafında sokak ortasında, Cemal Paşa’da 25 Temmuz 1922 yılında Tiflis’te Stefan Çekiçyan ve Bedros D. Bogosyan tarafından katledildi. Ektikleri zalimliği ürününü biçtiler.
Unutulmasın ki Mustafa Kemal’de bir İttihat ve Terakki mensubudur. Kurtuluş savaşının “a” kadrosunu da İttihatçı gelenekten gelen subaylar oluşturmaktadır. Gerek Kurtuluş savaşı sırasında gerekse daha sonraki dönemlerde meydana gelen fikir ayrılıkları bu geleneğin bir sonucudur. Bunların ortadan kaldırılması için kullanılan yöntemin de İttihatçıların kullandıkları yöntemden farkı yoktur. (Ali Şükrü Olayı, Topal Osman’ın ortadan kaldırılışı, İzmir suikastı vs.) 
Mustafa Kemal’in muhaliflerini bertaraf etme yöntemi ile geldiği geleneğin yöntemi arasında bir bağlantı var mıdır? Ya da tek parti döneminde yapılan seçimlerle 1912 yılında yapılan “sopalı seçim” seçim arasında bir benzerlik var mıdır? 
Daha bu benzeri yüzlerce soru sorulabilir. Bunlara cevap bulmak ta bizlere düşmektedir ve tarihle barışmamız ve onu anlamamız gerekmektedir. Bütün bunları yapanlar belki iyi niyetinden, belki de memleketi kurtarma ideali için yapmış olabilirler ama yol ve yöntemleri ve bağlısı bulundukları mahfillerin karanlık odaklar olması düşünülmesi gereken noktalardır. İyi niyetle yapmış olsalar bile bu onları aklamaya yetmez. Zira” Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir”.
Lütfen gerçek tarihi öğrenelim ve bize yutturulmak istenilenle yetinmeyelim. Belki de bizim kahraman bellediklerimiz hain, bize hain diye yutturulanlar kahraman olabilir. 
Ben sadece bir fikir oluşturmak ve sizde bir şüphe uyandırmak istedim gerisi size kalmış.
13 NİSAN 2018
Mehmet Ali AYDIN

 
Etiketler: BUGÜN, 31, MART, (OKUNMASI, DİLEĞİYLE, ),
Yorumlar
Haber Yazılımı